Nilgün's profileN i l g ü n A L E M D A...PhotosBlogLists Tools Help

N i l g ü n A L E M D A R

“ Çevrene sınırlar, çemberler çiz dostum. Gittikçe yükselen dağlara seninle birlikte çıkanların sayısı her geçen gün azalsa da, yükselen dağlardan bir sıradağ kur kendine. ” http://nilgunalemdar.bloggum.com

Nilgün A L E M D A R

Occupation

Windows Media Player

Photo 1 of 26
November 21

Doğum Günü'n kutlu olsun Nilgün'cüğüm...

a11  

Can Yoldaşım,

  Değerli Dostum,

    Biricik Arkadaşım,

       Sevgili Eşim

Nilgün ALEMDAR ;

Bugün senin doğum günün...Yeni yaşın kutlu olsun...Mutlu ol,sağlıklı ol,umutlu ol,başarılı ol daha nice yıllarca...Sen hep var ol ki başımızda,biz var olabilelim bu Dünya'da...

Ama gel gör ki,yeni yaşına hasta hem de çok hasta girmektesin...Kanser illetinin acısını çekmektesin...

Ben AyHan ALEMDAR...Güzel Eşim,Bedirhan'ım ve hayatım adına eğer Tanrı varsa,eğer Allah varsa ve O ,şimdi duyuyorsa,görüyorsa -ki öyle dir-benim de duysun sesimi Deli Dumrul'un anası ile babasına inat varsın çöksün göğsüme Azrail denen melek ..! Alsın canımı,varsın bütün ömrüm senin olsun...Senin olsun ki senin gibi güzel insanlar zor gelir bir daha Dünya'ya...İşte bu yüzden yaşaman adına canımı vermeye hazırım sana şu an doğum günü hediyem olarak...

Tüm Sevgilerimle seni bir kez daha yeni yaşından dolayı kutlarken,önce bir Deli Dumrul Hikayesi aktardıktan sonra yıllar önce sana yazmış olduğum şiirimi de hediye etmek istiyorum ,lütfen kabul buyur Nilgün'cüğüm...

Sevgi ve Saygılarımla,

AyHan ALEMDAR

******************************************************************

Meğer hanım, Oğuz'da Duha Koca oğlu Deli Dumrul derlerdi bir er var idi. Bir kuru çayın üzerine bir köprü yaptırmıştı. Geçeninden otuz üç akçe alırdı, geçmeyeninden döve döve kırk akçe alırdı. Bunu niçin böyle ederdi? Onun için ki benden deli, benden güçlü er var mıdır ki çıksın benimle savaşsın der iki, benim erliğim, bahadırlığım, kahramanlığım, yiğitliğim Ruma, Şama gitsin, ün salsın der idi.

Meğer bir gün köprüsünün yanında bir bölük oba konmuştu. O obada bir iyi güzel yiğit hasta düşmüştü. Allah'ın emriyle o yiğit öldü. Kimi oğul diye, kimi kardeş diye ağladı. O yiğit üzerine dehşetli kara feryat koptu.

Ansızın Deli Dumrul dört nala yetişti. Der: Bre kavatlar, ne ağlıyorsunuz, benim köprümün yanında bu gürültü nedir, niye feryat ediyorsunuz dedi. Dediler: Hanım, bir güzel yiğidimiz öldü, ona ağlıyoruz dediler.

Deli Dumrul der: Bre yiğidinizi kim öldürdü? Dediler: Vallah bey yiğit, Allah Taala'dan buyruk oldu, al kanatlı Azrail o yiğidin canını aldı. Deli Dumrul der: Bre, Azrail dediğiniz ne kişidir ki adamın canını alıyor, ya kadir Allah, birliğin varlığın hakkı için Azrail'i benim gözüme göster, savaşayım, çekişeyim, mücadele edeyim, güzel yiğidin canını kurtarayım, bir daha güzel yiğidin canını almasın dedi. Çekildi döndü Deli Dumrul evine geldi.

Hak Taslo'ya Dumrul'un sözü hoş gelmedi. Bak bak, bre deli kavat benim birliğimi tanımıyor, birliğime şükür kılmıyor, benim ulu dergahımda38 gezsin benlik eylesin dedi. Azrail'e buyruk eyledi kim ya Azrail, var ve o deli kavatın gözüne görün, benzini sarart, dedi, canını hırıldat al dedi.


Deli Dumrul kırk yiğit ile yiyip içip otururken ansızın Azrail çıka geldi. Azrail'i ne çavuş gördü ne kapıcı. Deli Dumrul'un görür gözü görmez oldu, tutar elleri tutmaz oldu. Dünya alem Deli Dumrul'un gözüne karanlık oldu. Çağırıp Deli DumruJ söyler, görelim hanım ne söyler:

Der:

Bre ne heybetli ihtiyarım
Kapıcılar seni görmedi
Çavuşlar seni duymadı
Benim görür gözlerim görmez oldu
Tutar benim ellerim tutmaz oldu
Titredi benim canım cuşa geldi
Altın kadehim elimden vere düştü
Ağzımın içi buz gibi
Kemiklerim tuz gibi oldu
Bre sakalcığı akça ihtiyar
Gözceğizi fersiz ihtiyar
Bre ne heybetli ihtiyarsın söyle bana
Kazam belam dokunur bugün sana

dedi. Böyle diyince Azrail'in hiddeti tuttu, der:

Bre deli kavat
Gözümün fersiz olduğunu ne beğenmiyorsun
Gözü güzel kızların gelinlerin canım çok almışım
Sakalımın ağardığını ne beğenmiyorsun
Ak sakallı kara sakallı yiğitlerin canım çok almışım
Sakalımın ağarmasının manası budur

dedi. Bre deli kavaf övünüyordun: Al kanatlı Azrail benim elime geçse, öldüreydim, güzel yiğidin canını onun elinden kurtaraydım diyordun, şimdi bre deli geldim ki senin canını alayım, verir misin yoksa benimle cenk eder misin dedi.

Deli Dumrul der: Bre, al kanatlı Azrail sen misin dedi. Evet benim dedi. Bu güzel yiğitlerin canını sen mi alıyorsun dedi. Evet, ben alıyorum dedi. Bre Azrail, ben seni geniş yerde istiyordum, dar yerde iyi elime girdin değil mi dedi. Ben seni öldüreyim, güzel yiğidin canını kurtarayım dedi.



Kara kılıcını sıyırdı eline aldı. Azrail'e çalmağa hamle kıldı. Azrail bir güvercin oldu. pencereden uçtu gitti. İnsan oğlunun ejderhası Deli Dumrul elini eline çaldı, kah kah güldü. Der: Yiğitlerim Azrail'in gözünü öyle korkuttum ki geniş kapıyı bıraktı dar bacadan kaçtı, mademki benim elimden güvercin gibi kuş oldu uçtu, bre ben onu bırakır mıyım doğana aldırmayınca dedi.


Kalktı atma bindi, doğanını eline aldı, ardına düştü. Bir iki güvercin öldürdü. Döndü, evine gelirken Azrail atının gözüne göründü. At ürktü. Deli Dumrul'u kaldırdı yere vurdu. Kara başı bunaldı, darda kaldı. Ak göğsünün üzerine Azrail basıp kondu. Demin mırıldanıyordu, şimdi hırıldanmağa başladı.

Der:

Bre Azrail aman
Tanrının birliğine yoktur güman
Ben seni böyle bilmezdim
Hırsız gibi can aldığını duymazdım
Tepesi büyük büyük bizim dağlarımız olur
O dağlarımızda bağlarımız olur
O bağların kara salkımlı üzümü olur
O üzümü sıkarlar al şarabı olur
O şaraptan içen sarhoş olur
Şaraplıydım duymadım
Ne söyledim bilmedim
Beylikten usanmadım yiğitliğe doymadım
Canımı alma Azrail medet

dedi. Azrail der: Bre deli kavat bana ne yalvarıyorsun. Allah Taala'ya yalvar, benim de elimde ne var, ben de bir emir kuluyum dedi. Deli Dumrul der: Peki ya can veren can alan Allah Taala mıdır? Evet odur dedi. Döndü Azrail'e, peki ya sen ne eylemekli belasın, sen aradan çık, ben Allah Taala ile haberleşeyim dedi.

Deli Dumrul burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

Yücelerden yücesin
Kimse bilmez nicesin
Güzel Tanrı
Nice cahiller seni gökte arar yerde ister
Sen bizzat müminlerin gönlündesin
Daim duran cebbar Tanrı
Baki kalan settar Tanrı
Benim canımı alacaksan sen al
Azraile almağa bırakma



dedi. Allah Taala'ya Deli Dumrul'un burada sözü hoş geldi. Azrail'e nida eyledi 40 ki madem deli kavat benim birliğimi bildi, birliğime şükür kıldı, ya Azrail,Deli Dumrul can yerine can bulsun, onun canı azat olsun der.

Azrail der: Bre Deli Dumrul Allah Taala' nın emri böyle oldu ki Deli Dumrul canı yerine can bulsun, onun canı azat olsun dedi.

Deli Dumrul der: Ben nasıl can bulayım, yalnız, bir ihtiyar babam, bir ihtiyar anam var, gel gelelim. ikisinden biri belki canını verir, al, benim canımı bırak dedi.

Deli Dumrul sürdü babasının yanına geldi.
Babasının elini öpüp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş :

Ak sakallı aziz izzetli canım baba
Biliyor musun neler oldu
Küfür söz söyledim
Hak Taalaya hoş gelmedi
Gök üzerinde al kanatlı Azdaile emreyledi
Uçup geldi
Benim akça göğsümü bastırıp kondu
Hırıldatıp tatlı canımı alır oldu
Baba senden can dilerim verir misin
Yoksa oğul Deli Dumrul diye ağlar mısın

Babası der:

Oğul oğul ay oğul
Canımın parçası oğul
Doğduğunda dokuz erkek deve kestiğim aslan oğul
Penceresi altın otağımın kabzası oğul
Kaza benzer kızımın gelinimin çiçeği oğul
Karşı yatan kara dağım gerek ise
Söyle gelsin Azrailin yaylası olsun
Soğuk soğuk pınarlarım gerek ise
Ona içme olsun
Tavla tavla koç atlarım gerek ise
Ona binek olsun
Katar katar develerim gerek ise
Ona yük taşıyıcı olsun
Ağıllarda akça koyunum gerek ise
Kara mutfak altında onun şöleni olsun
Altın gümüş para gerek ise
Ona harçlık olsun
Dünya tatlı can aziz
Canımı kıyamam belli bil
Benden aziz benden sevgili anandır
Oğul anana var

dedi. Deli Dumrul babasından yüz bulmayıp sürdü anasına geldi. Der:

Ana biliyor musun neler oldu
Gök yüzünden al kanatlı Azrail uçup geldi
Benim akça göğsümü bastırıp kondu
Hırıldatıp canımı alır oldu
Babamdan can diledim ana vermedi
Senden can dilerim ana
Canını bana verir misin
Yoksa oğul Deli Dumrul diye ağlar mısın
Acı tırnak ak yüzüne çalar mısın
Kargı gibi kara saçını yolar mısın ana

dedi. Anası burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş : Anası der:

Oğul oğul ay oğul
Dokuz ay dar karnımda taşıdığım oğul
On ay diyince dünya yüzüne getirdiğim oğul1
Dolma beşiklerle belediğim oğul
Dolu dolu ak sütümü emzirdiğim oğul
Akça burçlu hisarlarda tutulaydın oğul
Pis dinli kafir elinde esir olaydın oğul
Altın akçe gücüne dayanarak seni kurtaraydım oğul
Yaman yere varmışsın varamam
Dünya tatlı can aziz
Cınımı kıyamam belli bil


dedi, anası da canını vermedi. Böyle diyince Azrail geldi Deli Dumrul'un canını almağa. Deli Dumrul der:

Bre Azrail aman
Tanrının birliğine yoktur güman

Azrail der: Bre deli kavat daha ne aman diliyorsun, ak sakallı babanın yanına vardın can vermedi, ak bürçekli ananın yanına vardın can vermedi, daha kim verecek dedi. Deli Dumrul der: Hasretlim vardır, buluşayım dedi. Azrail der: Bre deli hasretlin kimdir? Der: El kızı helallim var, ondan benim iki oğlancığım var, emanetim var, ısmarlayacağım onlara, ondan sonra benim canımı alasın dedi.

Sürdü helallisinin yanına geldi, der:

Biliyor musun neler oldu
Gök yüzünden al kanatlı Azrail uçup geldi.
Benim beyaz göğsümü bastırıp kondu
Benim tatlı canımı alır oldu
Babama ver dedim can vermedi
Anama vardım can vermedi
Dünya şirin can tatlı dediler
Şimdi
Yüksek yüksek kara dağlarım sana yaylak olsun
Soğuk soğuk sularım sana içme olsun
Tavla tavla -koç -atlarım 'sana binek olsun
Penceresi altın otağım sana gölge olsun
Katar katar develerim sana yük taşıyıcı olsun
Ağıllarda beyaz koyunum sana şölen olsun
Gözün kimi tutarsa
Gönlün kimi severse
Sen ona var
iki oğlancığı öksüz koyma

dedi. Kadın burada söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

Der:



Ne diyorsun ne söylüyorsun
Göz açıp da gördüğüm
Gönül verip sevdiğim
Koç yiğidim şah yiğidim
Tatlı damak verip öpüştüğüm
Bir yastıkta baş koyup emiştiğim
Karşı yatan kara dağları
Senden sonra ben neylerim
Yaylar olsam benim mezarım olsun
Soğuk soğuk sularını
içer olsam benim kanım olsun
Altın akçeni harcar olsam benim kefenim olsun
Tavla tavla koç atını
Biner olsam benim tabutum olsun
Senden sonra bir yiğidi
Sevip varsam beraber yatsam
Alaca yılan olup beni soksun
Senin o namert anan baban
Bir canda ne var ki sana kıyamamışlar
Arz şahit olsun sekizinci kat gök şahit olsun
Yer şahit olsun gök şahit olsun
Kadir Tanrı şahit olsun
Benim canım senin canına kurban olsun



dedi, razı oldu.

Azrail hatunun canını almağa geldi, insan oğlunun ejderhası eşine kıyamadı. Allah Taala'ya burada yalvarmış, görelim nasıl yalvarmış:

Der:



Yücelerden yücesin
Kimse bilmez nicesin
Güzel Tanrı
Çok cahiller seni gökte arar yerde ister
Sen bizzat müminlerin gönlündesin
Daim duran cebbar Tanrı
Ulu yollar üzerine
İmaretler yapayım senin için
Aç görsem donatayım senin için
Alırsan ikimizin canını beraber al
Bırakırsan ikimizin canını beraber bırak
Keremi çok kadir Tanrı


dedi. Hak Taala'ya Deli Dumrul'un sözü hoş geldi. Azrail'e emreyledi:
Deli Dumrul'un babasının anasının canını al, o iki helalliye yüz kırk yıl ömür verdim dedi. Azrail de babasının anasının derhal canını aldı. Deli Dumrul yüz kırk yıl daha eşi ile ömür sürdü.

Dedem Korkut gelip destan söyledi deyiş dedi. Bu destan Deli Dumrul'un olsun, benden sonra alp ozanlar söylesin, alnı açık cömert erenler dinlesin dedi.

Dua edeyim hanım: Yerli kara dağların yıkılmasın. Gölgeli koca ağacın kesilmesin. Taşkın akan güzel suyun kurumasın. Kadir Tanrı seni namerde muhtaç etmesin. Ak alnında beş kelime dua kıldık, olsun kabul. Derlesin toplasın günahınızı adı güzel Muhammed'e bağışlasın hanım hey!....

********************************************************************

O BENDİ ASLINDA (*)

Yaşamak mı zor yoksa şiir yazmak mı

  Görmek mi gerek dünyayı yoksa bakmak mı

    Gitmek mi zor kalmak mı

       Yoksa

         Yoksa

           O yoksa yaşamak mı ?

İnsandı O;her şeysiz,çırılçıplak yalnızlığında

                           Tek başına

Elleri küçücüktü O'nun

Gözleri büyüktü,o her şeyi gören rengarenk

Bazen kara çiçeğim olurdu

Bazen de sarı bir çiçek gönül bahçemde.

Kadındı O;gerdansız,kalçasız bir kadın !

Kadındı O;tapıncım,idolüm,Afrodit'im.

Kadındı O;yalnız benim Aspasia'm.

O bir katarın yük vagonu gibi dolu,

O bir okyanus gibi derin ve duru,

Akvaryumdaki balık gibi sessiz ve ürkek,

Kaktüs gibi dikenliydi bazen.

Piton kadar güçlü,katır kadar inatçı,

Akrep kadar tehlikeliydi aynı zamanda.

O bir taş kadar sert

    Bir gonca kadar da yumuşacıktı .

Pamuk gibi,kadife gibi yumuşacıktı O.

O tehlikedeydi.

Tehlikedeki kadındı O.

Tehlikedeki kadın tehlikelidir aynı zamanda.

Olsun,

O benim canımdı.

O kadın benimdi velhasıl...

Dar gelen şehrin keşmekeşliğinde bunalmadan

Caddeler Boyu yol aldık önce kolkola aldırmadan

Bir poliüretan gönderdik en markalısından

                                       En cafcaflısından

                                       Mutfağa

Ardından oturma gruplarını seyreyledik

Özgün bir desen bulup onları da gönderdik

                                        Oturmaya

Sonra Pierre Cardin'e girip soyunduk

                                         Baştan ayağa

Cicilerimizi kuşanırken boy aynasında.

Paşabahçe'nin kristalleri,kadehleri derken

  Daldık kasaba,manava gün bitmeden

     Zavallı taksici amadeydi emrimize...

Akşam oldu çağırdık misafirlerimizi

                    Koyulduk muhabbetimize

                    Fasıl şahane

                    Yıldızlandı gece

                     Ve içtik elinden kahve

                     Bilirsin kahve bahane

İpini toplarken gecenin o giz uçurtmasının

  Uzaklardan sesi duyulurken hocanın

     Kollarımda uyuyordu başın

        Büyüktü aşkım ve aşkın...

Ya gözyaşlarım ?

İçime sinmiş bir küf ve rutubet kokusu

  Yarısı karanlık

     Yarısı aydınlık

        Her şey karmakarışık

           Dudaklarındaki kızılcık

             Ve buğday ambarındaki dun yaratık...

Düşünüyorum

  Düşünüyorum da

     Gitmek mi zor kalmak mı

        Yoksa

          Yoksa

            O yoksa yaşamak mı ?

AyHan ALEMDAR

Eylül 1996

 

 

November 20

YUREGIM GIDELIM BURALARDAN‏ !!!

Nasibimiz kalmadı yüreksizlerin mekanlarında, bir an bile bizi buralarda istemezler. Bir nisan yağmurunun taneleri toprağa işlemesi gibi, kaybolup gidelim buralardan. Ruhsuzların mekanlarında kalmak istemezsin bilirim benim gibi, buralarda eriyip, kaybolup, yok olup kalmak istemezsin bilirim. Yok olmaktan korkarsın bilirim, ellerinden tutmak istersin yüreksizlerin bilirim, yüreksizleri bağrına basmak istersin bilirim, onlardan ayrılmak istemezsin bilirim ama, onlar seni buralarda istemezler. Yüreksizler bizi kovmadan biz, kendimiz gidelim buralardan yüreğim.

Gidelim yüreğim buralardan!
Yüreğim erimek kaybolup yok olmak sana yakışmaz bilirim, bana yakışır. Sen "HİÇ" olmadan gidelim buralardan yüreğim. Bir seher vakti, ansızın çıkalım gidelim yüreğim buralardan. Kaybolan sabahlar gibi, umutsuz kalan dünler gibi gidelim buralardan. Yalnız kalan bir anka kuşu gibi biz de yalnız kalsak da gidelim buralardan. Umutsuz kalsak da varacağımız yerlerde gidelim buralardan yüreğim. Yüreğim ağlayarak gidelim buralardan. Gözlerimizin yaşlarını silmeden gidelim buralardan. Toprağa düşen yaşlarımız gibi gidelim buralardan.

Gözlerimiz buralarda kalacak bilirim. Dedim ya buralarda nasibimiz kalmadı, nasibimizin olacağı yerlere gidelim yüreğim. Yüzümüz yere sürülür buralarda. Meydanlarda kaldık, sokak aralarında kaldık, kuytularda kaldık yüreğim. Kapılarda takılı kaldık, geçit vermediler yüreğim. Aç kalan çocukların yüreklerinde kaldık. Neden ve nasıl çocuklarını kaybettiklerini dahi bilemeyen annelerin yüreklerinde kaldık yüreğim. Düğümlenen boğazlarda kaldık yüreğim bilirim. Mazlumluktan eriyen ciğerlerde kaldık yüreğim. Donup kalan, kilitlenen düşüncelerde kaldık yüreğim.

Helalleşelim gece yarılarında üzerinden dolaştığımız kaldırımlarla. Helalleşelim karanlıklarda rahatsız ettiğimiz köpeklerle. Ürküttüğümüz kedilerden helallik isteyelim. Kendimizi yem atarak avuttuğumuz güvercinlerden helallik dileyelim yüreğim. Kanatlarına takılıp dolaştığımız martılardan da helallik isteyelim yüreğim. Yüreğim seninle beraber kaldığım zamanlarda baktığımız, o masmavi, bakmaya doyamadığımız denizden de helallik isteyelim yüreğim. Yüzümüze vuran rüzgardan da helallik isteyelim. Senin de kendini kaptırdığın, benim de kendimi kaptırdığım doğadan helallik isteyelim ve gidelim buralardan yüreğim.

Bir gece vakti insanlardan kaçarak gidelim buralardan. Vakitsiz bir vakitte gidelim. Zamanın zaman, mekanın mekan olmadığı biranda gidelim buralardan. Gidelim buralardan, nereler, neler, nasıl ve kimlerin olduğu önemli olmayan ama yüreği olanların mekanlarına gidelim. Yürekleri ile nefes alanların olduğu yerlere gidelim. Yürekleri "HİÇ" olmayanların yanlarına gidelim yüreğim. Yüreğim sadece yüreğiyle görenlerin memleketlerine gidelim. Yüreğim öyle bir memlekete gidelim ki, sadece senin var olduğun memlekete gidelim yüreğim. Ben bilirim "YOK" olduğumu. Ben bilirim "HİÇ" olduğumu yüreğim. Yüreğim "SEN", "BEN" olmadan gidelim buralardan. Yüreğim senin sen olduğun memlekete gidelim ve kalalım yüreğim orada. Kalalım yüreğim orada, bir daha da geri dönmeyelim. Evet, bir daha geri dönmeyelim yüreğim. Yüreğim, sen de, ben de toprak olmadan gidelim. Son bir kez haykıralım, yüreğim sen de ne varsa boşaltalım ve arkamıza bakmadan gidelim yüreğim.

Güneş sabahleyin batıdan doğmadan önce gidelim buralardan. Başımız dik, alnımızda eskilerde kalma izler, kalplerimizde hiçbir yara hissetmeden, arkamıza bakmadan.
Yüreğim gidelim buralardan!
Şimdi, hemen...

"SEN'im" dedi...

"Sen"im...

" Sevmek" dedim,
"Yoluna ölmek" dedi.
"Yol" dedim,
"Alip basini gitmek" dedi.
"Gitmek" dedim,
Bir "Ahh" çekip, "Dostlardan ayrılmak" dedi.
"Dost" dedim. Durdu, bana baktı."Dost" diye mırıldandı.
"Yüreğime nasıl koysam bilemediğim" dedi.
”Yürek" dedim,
"Dünyaları içine sığdıramadığım" dedi.
"Dünya" dedim,
"Hayatın bir yüzü" dedi.
"Yüz" dedim.
"Ardında ne gizli bilemediğim" dedi.
"Giz" dedim
"Hep çözmeye calıştığım" dedi
"Calışmak" dedim,

 

"Hep bitmeyecek öykü" dedi.
"Öykü" dedim,
"Binlercesini içimde gizliyorum" dedi.
"Gizlemek" dedim,
"İşte, her şeyin bitmesi" dedi.
"Şey" dedim,
"Sevda" dedi.
"Sevda" dedim,
"Peşinden koştuğum" dedi.
'Koşmak" dedim,
"Hayat bir maraton" dedi.
"Hayat" dedim,
"Öyle kısa ki" dedi.
"Niye kısa ki" dedim,
"Yaşanacak çok şey var, zaman yok" dedi.
"Yaşanması gereken ne var" dedim,
"Aşk" dedi.
"Bütün aşkların toplamı, en yüce ve tek aşk" dedi.
"Önce ona varsan olmaz mı" diye sordum,
"Keşke olsa" dedi,"Ama önce yoğrulmak gerek".
"Acı çekmek mi?" dedim,
"Evet, aşk acısında boğulmak" dedi.
"Yok olunca" dedim,
"İşte gercek aşkı da o zaman yasamaya başlarsın" dedi.
"Gerçek aşk" dedim,
"Büyük o" dedi.
Durdum. Durdum. Durdum ve sustum...
"Neden sustun" diye sordu,
"Yüreğim titredi sanki" dedim.
"Neden" diye sordu,
"Bilmiyorum" dedim, "Büyük O!".
"Evet" dedi, "Büyük O!".
"Nerede?" diye sordum.
"Her yerde" dedi.
"Nasıl?" diye sordum,
"Yüreğini aç" dedi.
"Yüreğimi açmak?" dedim
"Bir tebessümle bak her şeye" dedi.
"Tebessüm" dedim,
"Her kapının anahtarı" dedi.
"Kapı" dedim
"Girmeden bilemezsin" dedi.
"Ya korku?" dedim
"Bilinmeyenden korkar insan" dedi
"Ben bilmiyorum" dedim
"Neyi?" diye sordu
Ben'i" dedim,
"Sen kimsin?" diye sordu
"Ben kimim?" diye sordum,
"Sevgiyle beslenensin" dedi.
"Kimin sevgisiyle" dedim,
"Büyük O'nun" dedi.
Durdum. Durdum. Yine sustum.

"Kimsin sen?" dedim,
"SEN'im" dedi...


 

Bu gün yalnızlığımı , mutsuzluğumu satılığa çıkardım.

Kullanmamıştır başka hiçkimse.
İlk yürek kırığımdan.
İlk kalp ağrımdan.


İlk kez SEVDİM SENİ deyipde yüreğime aldığımdan.
Bilmiyordum ilklerin bu kadar acı vereceğini.
İlk Aşkın bu kadar ağlatacağını.
Çekip gittiğinde bile hala deli gibi seveceğimi.
Bilmezdim onu affetmek için inadına bahaneler arayacağımı.
Gece adını silip uyuyupda , sabah uyandığımda hatırlayacağımı bilmezdim.

 


 

Yalnız camları kırıldı.
En son yürek harbinde.
Cam kırıkları hala üzerinde.
Afedersiniz temizlemeye olmadı fırsatım.
Ya da ne bileyim işte gelmedi temizlemek içimden.
Siz aldığınızda komple geçirirsniz bir elden.


Temizlersiniz iyice.
Ama her cam kırıklığında nasıl acıdı canım bilmezsiniz siz.
İzin verdim işte sırça camlarımın kırılmasına.
Dedim ya.
Son AŞK harbinden kalma.

Gönül kapılarımında otomatik kilidi bozuldu.
Nedense kitli kalmış.
Bir daha açamadım.
Zaten yüreğimde içerde kaldı.
Sevgiyse dışarda.
Yani anlıyacağınız kalbim sevgisizlikten öldü.


tamirciye götürdüğünüzde kalbimin naaşınıda teslim edersiniz bana.
Malum anılarım hep o yürekte saklıydı.
Haketmiştir o şimdi anlı şanlı bir cenaze törenini.
Cenazemde bir tek o vefasız olmasın.
Korkarım yüreğimin yeniden canlanmasından, hayata sarılmasından. Ona bir daha , bir daha güvenmesinden.

Biraz hor kullanılmıştır.
Boyaları, sırçaları dökülmüştür.
ee tabi kolay olmadı.
AŞK'ın ardından, yaralanmış kalması.
Giderken "senden intikam almam " demişti ama.
Gün aşırı , artık sinirinden mi,hıncından mı yoksa aşkından mı yaptı bilmem.
Gelip çizdi yüreğimi hep.


Her çizdiğinde onarılmaz yaralar açtı.
Sanırım onu bir yalancı boyacıya götürüp boyatmanız gerekecek.

Kilometresi , o sıfırı aşalı çok oldu.
Dedim ya kullanıldı biraz.
Hemde hor kullanıldı.
Kapanmayan yaralar açıldı.
Gizli saklı ,görünmeyecek yerlerde.
Ben ona güvenip inanırken o yüreğimi haince kullanmakla meşguldü.

Şimdi gelelim , tüccar alıcı.
Seninle pazarlığımıza.
Artık AŞK yok,olmazda zaten.
Bir onaydı sevdam. O da geçti sevdamdan.
Ben sana anlattım tüm olan biteni , artık biliyorsun.

Bu yürek ilk sahibinden
Camları kırılmış
Boyası dökülmüş
Dışı çizik çizilmiş
otomatik kilidi bozulmuş
Çok saklı gizli yerleri yara almış
Birazda kilometre yapmış.



Söylesene kaç para eder yalnızlığım. Ne verirsen razıyım al götür yalnızlığımı

 

Hayat Gül Kokulu Bir Sağanak Yine

gözlerimin önünde ıslak dağların kabaran yalnızlığı
ne varsa uçurumlar eşiğinde
hüzünlerle yalpalayan ne varsa
gözlerimin önünde

ve hayat gül kokulu bir sağanak yine
bir şeyler anlatmak istiyor hayat
ve alıp götürmek bir şeyleri kurt sofralarına
gün batıyor
gün batıyor bukağısı paslı bir sevinç oluyor yalnızlığım

unutuyorum sevgilim suretini
durgunluğun "niçin"di unutuyorum

gün batıyor ürkek yıldızlar dolanıyor yalnızlığıma
umurumda değil ne yağmur ne ayaz
ne de kerpiç kokusu havada
unutuyorum/sabaha/kadar/ gün batıyor
sonra bir akasyayı okşuyor gözlerim
geciken sabahlara koşuyor kuşlar
gözlerimin önünde
ve hayat gül kokulu bir sağanak yine

Ve çok çabuk unutuluyor, her canlının muhakkak ölümü yudumlayacağı…

Söyle neden susuyorsun,
Bu suskunluk çaresizlikten mi?
Yoksa uyulması gereken bir edep den mi?
Ya da kelamsızlığın hüküm sürdüğü bir bahada mısın?
Belki de heybende durumunun izahına uygun söz kalmamıştır.
Ve yahut faniliğin yorgunluğu sinmiş iyiden iyiye lal diline.
Şimdi susma haykır, avazın çıktığı kadar
Sevgilerini, kırgınlıklarını, umutlarını, hayallerini…
Bir sonraki vakte ertelediğin tövbelerini,
Helallik alman gerekenlere seslensene,
Hadi Sevdiklerine gel desene,
Ya da seni bekleyenlere gelmiyorum.
Çığlıklara bürüsene pişmanlıklarını,
Gidişinle bom boş kalacak avlulara,
İçten içe ettiğin ahları yankılandırsana…
Söyle neden bakmıyorsun,
Kör kuyuların derinliklerine mi saldı gördüklerin?
Pişman mısın, yoksa maddedeki manayı görememekten?
Oysa baktıkların göreceklerinin bir yansıması değil miydi?
Ya da ferini mi kaybetti gözbebeklerin,
Göz kapaklarına ağır mı geliyor artık fanilik.
Yoksa derin uykuya mı teslim ediyorsun benliğini.
Şimdi baksana hayran hayran baktıklarına
Sana kalır sandığın dünyanın semasında gezdirsene gözlerini
Dünyalıklara döktüğün onca gözyaşını bir kez de kendine akıtsana
Meftun olduğun tan ağarışında, seher kızıllığında kaybolsana
Adımlarınla aşamadığın mesafeleri gözlerinle aşsana
Sevdiğinin gözlerine dalıp unutulmamayı haykırsana
Suskun diline inat, lugat bilmeyen gözlerini konuştursana…
Söyle neden duymuyorsun
Bu güne dek duyduklarından mı korkuyorsun?
Ya da duymak istemediklerin mi kaldı geride?
Yoksa sessizliğin koylarında mı arıyorsun kaybettiklerini?
Sessizlikte kendini mi buluyorsun?
Şimdi aç kulaklarını dinle son söylenenleri,
Arkandan yakılan ağıtları, gidişinin yüreklerdeki yankılarını
Yüreğine dokunduklarının yürek yakan hitaplarını
Kendine itiraf edemediğin pişmanlıklarını
Seni uğurlayanların ayak seslerini
Semada yankılanan sala namelerini
Kubbeden senin için son kez hüzün türküsü söyleyen kuşları,
Hiç değilse, başucunda esen veda rüzgarının uğultusunu duysana…
Söyle neden dokunmuyorsun,
Yoksa kollarında dünyalığın mecalsizliğimi hüküm sürmekte?
Ya da ellerinden bir şeyler mi dökülüp gitmekte?
Dokunduklarının sızısını mı hissediyorsun derinliklerinde?
Şimdi sarılsana sarılmaktan doymadıklarına,
Dokunsana gözyaşlarını yüreğine akıtanlara,
Veda güllerini sevdiklerinin saçlarına dolasana,
Benim dediklerini yanında getirsene
Yüzüne savrulan toprakları ellerinle silsene
Boşlukları dolduracak duvarlar örsene
Hadi ne duruyorsun seni sürükleyen ölümün ellerinden
Gücün yetiyorsa bir çırpıda ellerini çeksene…
Söyle neden koşmuyorsun,
Dizlerindeki takatsizlik ömür maratonundan mıdır?
Varılacak son noktaya mı vardın?
Yoksa hayatın hengamesin den yorulup düştün mü?
İyiden iyiye yorgunluğa teslim mi oldun?
Şimdi koşsana sevdiklerine,
Ahiretini ertelediğin işlerine harcasana tüm takatini,
Kalkıp gitsene seni bırakıp gidenlerin arkasından,
Kaç sana köşe bucak kaçtıklarından,
Bilinmez diyarlara yürüsene arkana bakmadan,
Yorulmak bilmeyen ayaklarınla iyi amellere koşup,
Yakanı bırakmayacak kötülüklerden kaçabildiğince kaçsana…
Söyle neden hissetmiyorsun,
Son nefesin koynuna mı saldın tüm hissettiklerini?
Duran kalbine mi gömdün, seninle gömülecekleri?
Sessizliğinden hissediliyor, son sözün sende olmadığı,
Gözlerinden görülüyor, bilinmeyen ummanın sonsuz koyları,
Duymak istemeklerinde duyuluyor, amansız günün sancıları,
Avuçlarına bırakılıyor, sonsuzluğa akıp giden veda duaları,
Yorgunluğundan anlaşılıyor, bu yolların uzun ve çetin oldukları,
Duruşundan okunuyor, herkesin bir gün yaşayacakları…
Ve çok çabuk unutuluyor, her canlının muhakkak ölümü yudumlayacağı…

Eskidendi,çok eskidendi ...

Hani erken inerdi karanlık
Hani yağmur yağardı inceden
Hani okuldan, işten dönerken
Işıklar yanardı evlerde
Hani ay herkese gülümserken
Mevsimler kimseyi dinlemezken
Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken

Hani herkes arkadaş
Hani oyunlar sürerken
Hani çerçeveler boş
Hani körkütük sarhoş gençliğimizden
Hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmezken
Eskidendi, eskidendi, çok eskiden

Şimdi ay usul, yıldızlar eski
Hatıralar gökyüzü gibi
Gitmiyor üzerimizden
Geçen geçti
Geçen geçti
Hadi geceyi söndür kalbim
Şimdi uykusuzluk vakti
Gençlik de geceler gibi eskidendi

Hani herkes arkadaş
Hani oyunlar sürerken
Hani çerçeveler boş
Hani körkütük sarhoş gençliğimizden
Hani şarkılar bizi henüz bu kadar incitmezken
Eskidendi, eskidendi, çok eskiden

Hani herkes arkadaş
Hani oyunlar sürerken
Kimse bize ihanet etmemiş
Biz kimseyi aldatmamışken
Hani biz kimseye küsmemiş
Hani hiç kimse ölmemişken
Eskidendi,çok eskidendi

Yaşamak bile senle güzel çünkü, benim dünyam da.

Yağmur yağıyor. Bilirsin ben yağmuru çok severim. Seni sevdiğim gibi çok. Ama yağmur, içinde sen olunca oluyor. Sen hayallerimi, duygularımı, dünyamı oluşturunca bu yağmurun, şu iki gözümün bir anlamı kalıyor. Yoksa dünya dönüyormuş, ben görüyormuşum banane... Sen olmayınca, seni hissetmeyince hücrelerimde kalmıyor bir anlamı yaşamanın. Yaşamak bile senle güzel çünkü, benim dünyam da.

Şimdi yağmur yağıyor. Nasıl derler bardaktan boşalırcasına yapıyor. Biri sanki tüm pişmanlıkları, tüm keşkeleri, özlemleri ve hissettiği bu yoğun sevgisi yüzünden hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Birileri ağlarken sen geliyorsun aklıma. Bu yağmur damlaları senin sanki. Sen benden uzakta, bir köşeye sığınıp ağlıyorsun gibi. Ağlama, ağlamak yakışmaz sana. Gözlerin acır, daha ötesi yüreğindeki bütünlük bozulur, paramparça olursun. Ağlama iki gözüm. Zamanı çok geçirdik belki vaktinden ama sen gene de ağlama. Çünkü ben sana kıyamam. Bu yürek, o yeşilliklerin buğulandığını, hüzünlendiğini görürse dayanamaz. Kırılır, dağılır, bin parçaya bölünür. Belki dayanamaz,ölür. Çünkü, bu yürek seni çok sevdi. Senin bildiğinden, gördüğünden çok ama çok daha fazla.

Bunun içindir ki, ağlama!

Yağmur yağıyor ama sert, hırçın duygularla. Şimşekler çaktırıyor içinde. Sesleri yükseliyor. Ben korkuyorum. Şimşekten, can çekişirmişcesine bağıran şu gökyüzünden çok korkuyorum. Ama yalnızım. Korktuğum, ağladığım, yaşantımın tam ortasında duran seni benden aldıkları, seni gittiğin için. Ve işte tam bu sıralarda bir şimşek düşüyor önüme. Ben korkuyorum. Çünkü sen, her anımda beni varolmaya yeminler edip arkasından yanımda olacağın sözlerinden sonra, olmadığını bu seslerle başbaşa yapayalnız kaldığımı görmek, yokluğuna hiç dayanamayacak bir durumdayken alışmaya çalışmak, olması gerektiğinden çok daha fazla korkutuyor beni. Bu korkularda yanımdasın sanmıştım. Ama gerçek buymuş, ben bir mayın tarlasında tek başındaymışım.

Yağmur duruyor. Ama ben sen gittikten, sen bittikten sonra hiç durmadım. Hep koştum, varabileceğim gidebileceğim en uzak yere. Ne yollar görmüş olsam da, ben hala yakınım sana. Dokunsam değecekmişim gibi. Dokunsan değecekmişsin gibi. Ama dokunma, yapma!
Beni o yağmurlarda ağladım için de suçlama. Sen öğrettin bana ağlamayı ve sonrasında kendi gözyaşlarını kendin silebilmeyi. Kimin için, ne için ağlamış olsan da. Bu yüzden hakkın yok beni suçlamaya. Ben sana ağlatmayı öğretmediğim için çıkabiliyor ağzımdan bu kelime

 

Merhaba dostlar ...

Image and video hosting by TinyPic

Hayat bazen yaşam kontrolünü alır elimizden,dalgalı denizde küreksiz bir sandalda hisseder insan kendini,yer gök simsiyah görünür gözlerine,bıçağın keskin yüzünde çıplak ayakla yürümek gibi bir şey bu,için hep acır ama bir damla bile kan akmaz bedeninden,yarım kalan düşlerini , söyleyemediğin sözlerini düşünürsün,kimseyi rahatsız etmeden, kimseye sıkıntı vermeden tüm gönül sızılarınla birlikte onca yaşanmışlığı arkanda bırakıp sessizce gitmeyi düşünürsün, bir veda bile edemeden.
 
Oysa direnmek değilmiydi yaşamak, toprak gibi çiğnendikçe sertleşmek değilmiydi, hayata  karşı diklenişlerimiz, mücadelemiz kavgamız sevgiye dostluğa ve özgürlüğe değilmiydi.

Bir an umutlarını yitiriyor insan,hayat ormanında'ki çınarların birer birer devrildiğini görmek karamsarlığa çeviriyor gözleri, hafızanız gölgeleniyor,uğruna mücadele verdiğiniz sevginin dostluğun yüceliğini ve gücünü unutuyorsunuz.

Sevgili dostlarım,öyle bir yağmur yağdırdınız'ki sevgilerinizle,tüm kuruyan dallarım filizlendi,umutlarım çiçek açtı yeniden, dünyanın en kuvvetli ilacını, sevgiyi zikrettiniz yüreğime,bu mübarek günlerde dualarınızın nuruyla aydınlandı karanlığım.

Sevgili dostlarım yorumlarınızı okudum,sözlerinizin arkasındaki yüreğinizi gördüm ve onu yüreğimin baş köşesine koydum,ruhumu ısıttım sevginizle, şimdi  daha sıkı tutacağım hayatın ve yaşamın ipini, yeneceğim bu çağın illetini.

Her birinize canı gönülden teşekkürler ediyorum,insanlığınız,dostluğunuz ve tertemiz sevgileriniz için, Allah hepinizden razı olsun, sağlıklı ve huzurlu bir yaşam diliyorum cümlemize...

 

Kolaymı ölümsüz bir sevdayı kucağında taşımak !?

Belki'de hiç dokunamamak'tır ölümsüz sevda,hiç koklayamamak, hasretinden yanıp kavrulmak'tır,belki'de hiç kavuşmamaktır, özlemiyle tutuşup  şiirlerde yaşamaktır, kim bilebilir'ki.
Bir bakıştır belkide,bir söz,bir damla göz yaşı,bir iç çekiştir, tarifi varmı'ki rengi olmaz elle tutulmaz,gönülde yeşerir,filizlenir ve sığmaz bedene,asla sığmaz.
Zamanı ve yeri olmaz,bazen bir gölge gibi esmer,bazen bir kar suyu kadar duru ve berrak olur yüreğe akışı,bazen bir çift göze hasretle büyütürsün içinde,bazen dokunamadan  yeşertirsin gönül bahçende, belki bir sazın telinde, belkide buğulu bir sesin ötesinde,kim bilebilir'ki sevdanın nereden geleceğini,ne alınır nede satılır,önemli olan ruhunun diyer yarısını bulmak değilmidir, ama çok'ça emek,zahmet vede sabır ister. 
Seni seviyorum diyebilmek çok ağır bir sözdür,her önüne gelene söyleyemezsin,yakar dilini ,yakar dudaklarını,kavrulursun ezilirsin altında, bazen yıllar sürer bu güzel bir çift sözü söyleyebilmen için, çılgın ırmaklar gibi çağlarken yüreğin,sevdanı avuçlarında demlemelisin boğulacaksan yorulacaksan vede sözünden cayacaksan mahcup olmanın ne anlamı varki. 
Kolaymı ölümsüz bir sevdayı kucağında taşımak,göğüs germek tüm hükümlere ve hala inadına sevmek,yürek işidir bu,öyle gömlek gibi her bedene giydiremezsin, sonra çıkarıp çıkarıp değiştiremezsin, taşımak istediğin kadar taşıyıp sonra orta yere seremezsin,yalan sevdalar o kadar çok'ki taşıyabileceği kadar konuşmalı insan,keşke başka bir adı olsaydı böylesi aşkların,heves deseydik,macera deseydik,merak deseydik'de ferhat ile şirine, haksızlık etmeseydik.

 

Rollerimize uzak düstü gölgelerimiz.....

Bir peri masali degilmis yasam...

Ama öyle anlattilar,öyle umutlandirdilar asirlarca bizi;filmler,masalllar,sarkilarla...Mutlu sonlara sartlandik daima..Kötülerin cezalandigi,iyilerin hep ödül aldigi..

Sevenlerin kavustugu,gerçek askin hep galip geldigi yasamlara hazirladilar!!!

Hangimiz kül kedisine öykünmedik ki daha üç bes yasinda?Hangimiz beyaz atli prens olup komsu kizini kaçirmadik ki rüyalarimizda?

OYUNLAR OYNADIK ÇOCUKLUGUMUZCA;ERISKIN YILLARIN PROVALARINDA...

Ama hep yanlis rollere ve yanlis öykülere sürüklendik sonra...Ve mutsuzluga...SONSUZ mutsuzluga...

Hep yanlis yerde,yanli zamanda ve yanlis insanla olduk;masallara inat,sarkilara tezat!!!En kötüsü de biz;biz olamadik...

Rollerimize uzak düstü gölgelerimiz.....

Bir gün daha bitti !..

good night,

Bir gün daha bitti..
Ufukta yeni batan güneşin büyüleyici kızıllığı duruyor hala.
Ve ay güneşin görevini devralmak için bekliyor,yıldızlar da aya eşlik etmek için...
Bir gün daha bitti.
Geçmişin ağır yükü omuzlarımızda,dostlukların,sevdaların yıprattığı yüreklerimiz artık bitap düşmüş.
Yeni sevdalara kapı aralamak istemiyor.
İki büklüm olmuşuz menfaatler karşısında,hayattan zevk almayı unutmuşuz gündelik telaşlar denizinde kaybolurken..
Birine nasıl ihanet edebileceğimizi,en vefasız insan olmak için neler yapılacağını,sürekli somurtmayı,dostlukları ,sevdaları çöpe atmayı bazen, bazen de çıkar ilişkileri çerçevesinde yaşamayı en saf duygularımızı bile, kazık atmayı sözde çok sevdiklerimize,nefreti , kini çok iyi öğrenmişiz.
Tecrübemiz büyük bu konularda.Lakin henüz öğrenememişiz;
Sevdaların,dostlukların yüceliğini,hayattan zevk alabilmenin tek yolunun sevgiden geçtiğini,telaşları bir kenara bırakıp içimizden geldiğince yaşamamız gerektiğini, kimsenin başaramadığını,başarıp vefalı olmayı,yürekten sevmeyi,içten gülümsemeyi..
Ne de çok şey öğrenememişiz!!!
Daha doğrusu öğrenmek istememişiz galiba.
Ne kadar güzellik varsa çevremizde elimizden geldiğince uzak tarihlere ertelemişiz bunları yaşama zevkini tatmayı.
Sevdiklerimize SENİ SEVİYORUM dememişiz tereddütsüz,sarılamamışız sıkı sıkıya.
Belki yolda gördüğümüz sıradan birine , belki en yakınımızdakine yürekten gülememişiz İyilik etmemişiz acaba döner mi tekrar bana demeden.
Affedememişiz en küçük hataları ,candostları silmişiz belki de kocaman hiçler uğruna.
Bir gün daha bitti.
Ve belki hayattaki son günlerimiz kaybolup gidiyor sezdirmeden bizlere...
Yapamadıklarımız için , içimizdeki keşkeler için ek süre tanınmayacak hiç birimize.
İyisi mi daha geç olmadan bir yerlerinden tutmalı hayatın,güneşin güzelliğini farketmeli,yıldızlara sevdalar yükleyip sahiplerine ulaştırmalı,SENİ SEVİYORUMMMM demeli,affetmeli herkesi,dostluğun değerini bilmeli...
Bir gün daha kaymadan yüreğimizin ömründen ’’keşkeleri iyiliklere çevirmeli''Son gündür belki de diyip bir günü de dolu dolu eskitmeli....
Asla farkına varamıyoruz ama yarın geriye kalan ömrümüzün ilk günü..
 Dün CANIM olan , Yarın DÜŞMANIM olamaz benim.
"Yaşananların hatırı" hep saklı kalır..
Hatırları hep sorulur, Selamları hep alınır...
SİLDİKLERİM vardır birde;
Onlar YANLIŞLARIM ve PİŞMANLIKLARIMDIR.(Olsunnnn)
Vicdanla birlikte, şeref ararım ben SEVDİKLERİMDE...
Her zaman dogru degildir elbet SEÇİMLERİM, zaman gelir ;
Vicdansızları da severim,seven yüreğimle belki vicdana gelir diye!!

Ne demişler ''nefes almak değilmiş yaşamak, ateşlerde yanmak gibi birşey...


Keşke herşey çocuk masumluğunda kalsa.İnadına büyük bir hızla, dünyada dahil  hep beraber kirlenerek büyüyoruz...
Çocuk masumluğu...Dilimiz yada kulaklarımız o kadar aşinaki bu cümleye,sallayıp geçebiliyoruz bazen.Hangi çocuk çıkarları için mücadele ederki,sevgileri ne kadar karşılık beklemeden gelir; sadece sever...ve ağlar,tertemiz ağlar ve minicik yüreği ne kadar kocamandır aslında...

Mecburen büyüyoruz ve beynimizi o kadar çamurlara yataklık yapacak hele getiriyoruz'ki  çocukluğumuzdan eser kalmıyor...
Bir gözyaşları kalıyor elimizde masum,onun nedenide insan elinin uzanamadığı tek yerde olmasından sanırım.Ki en büyük değerdir ağlayabilmek varsın o temiz kalsın...

Bir 'erkek' bebek, şimdi annesinin kucağında boncuk boncuk terliyor, vargücüyle emiyor annesinin göğsünü, inanılmaz mutlu,inanlımaz temiz...Emeklemeye başlıyor aylar geciyor oğlan yeni yeni yürümeye başlıyor:

Oğlan düşer...
Anne koşar...
-Oğlum! uğruna öldüğüm acımadı biryerin değilmi,ben düşüyüm yavrum acıyan benim canım olsun...
öper öper öper...
Babası gelir hoplatır zıpladır;
-Vaaay baban senin pipini yesin.
Der ve her yerini öper...

Ve efendim oğlancık büyümüştür böyle, öpüle ,koklana,incitilmeden,kıyamadan.

Şimdi 'O' babasının öptüğü yer varya işte insanların oralarından elektirik veriyor işkence odalarında!!!
Hani en mutlu olduğu an vardıya annesini emerken...İşte şimdi o emdiği göğüs uçlarından elektrik veriyor aynı odada!!!
Nasılda kıyıyor, kendi kıyılamayanlarına diğer insanlarda...

Bir kız çocuğu oda aynı teri döküyor şimdi annesinin kucağında,oda düşe kalka büyümeye çalışıyor;
-Annesi memişlerini yesin amanda aman...
Dudaklarını bastırmaya korkuyor annesi, öperken kızının memişlerini.
Babası saçlarını kokluyor ve sakallarının batmasından korkuyor öperken...

Ve efendim kızda büyüdü...
Şimdi en ucuz otel odalarında 'kıyılamadan' öpülen memişlerinin adı göğüs olmuş ve kirli tırnakların altında can çekişiyordu.
Babasının sakalı nede yumuşakmış oysaki...
Pamuksu öpüşlerin yerini salyalar almış, sadece yüzünde değil her yerindeydi.
İnsandı! bu çoktan unutulmuştu...

Kadın ağladı, biliyordu, hergün farklı bir ten ve hergün aynı bitmez işkence.
Pis kadındı artık onun adı ve herkesin aynı gözle baktığı.İnsan olduğunu hatırlayan varmıydı kimbilir...

Demiştimya büyüdükçe kirleniyoruz, kirleterek büyüyoruz el ele kolkola beraber!!!
Herkesi bir şekilde bir gelecek bekliyor.
Herkes bir şey oluyor; ada ne gerek,kalmıyor çocukluktan eser.
Gözyaşı dışında...
(Ama yinede hiç sanmıyorum bir işkencecinin gözyaşları olabileceğini...)

Şimdi gülüşlerin bile hakkı verilmiyor.İçimizde saklı kalan çocuk yanımız birden fırlayıveriyor,yada mutluluktan yada başka bir nedenden (ne farkeder) yüzümüze bir gülümseme takılıyor,karşılığında mal muamelesi görüyorsun;
-ne salak salak sırıtıyooo buuu???

Yaa işte gülüşün adı sırıtıklık oluyor...
Bebekleri güldürmek için abuksubuk hareketler yapan biz değilmiydik...
evet burda zorla güldürüp, güldürünce mutlu olmakken öğe büyünce kendiliğinden gülene salak yerine koymak yapmak niye???

Ne acı birşeymiş şu büyümek...
Anne karnında acıta acıta büyür bebek ve acıtarak doğar...
Ağaç toprağı acıtarak büyür...
Ve bitiş...diğer adı ölüm.
Giderkende acı çektirmezmiyiz.

Ne demişler ''nefes almak değilmiş yaşamak, ateşlerde yanmak gibi birşey...

Senden Öğrendim Gülüm ...

 

Gözlerinden öğrendim ben herşeyi
Siyahın ne güzel renk olduğunu
İlk görüşte aşkın ne olduğunu,
Sevgiyi ve onun büyüklüğünü


Ellerinden öğrendim ben dokunabilmeyi
Bir dokunuşun nasıl iç yaktığını
O anki dünyayı umursamazlığı
Sanki o anın hiç bitmeyecekmişliğini


Saçlarından öğrendim ben neşeyle savrulmayı
Seni bağrıma basmanın mutluluğunu
Kollarına atılıp hiç bırakmamacasına sarılmayı
Teninin kokusunu unutmamayı


Resimlerine bakıp avunmayı,
Sana ancak dualarla ulaşmayı
Sadece rüyalarda görüşmeyi öğrettin be Gülüm
Sen bana acıyı, hüznü öğrettin


Bir de bırakıp gitmeyi öğrendim senden
Sessizce, ardına bakmadan kaçıp gitmeyi
Çaresizlikten ağlamayı öğrendim be Gülüm
Mutluluğu özlemeyi de öğrendim


Ben de sana kaybetmeyi öğreteyim,
Severken ayrılmayı, ayrılırken yıkılmayı
Elvedanın anlamını öğretiyorum sana ben
Elveda çiçeğim, Elveda Gülüm, Elveda...

O derdim...

Benden, seni anlatmamı isteselerdi, bir yürek anlatırdım içinde koskacaman bir dünya, dünyada kocaman bir fener ve sevgi yolu aydınlatan.


Deselerdi yaz onu; yazardım en güzel şiirleri dilsiz istekleri dipsiz kuyu sarınçlarında yuvarlanan aşkları. Yazardım parmaklarım morarıncaya kadar yazardım, yüreğim yorulup duruluncaya kadar.


Deselerdi çiz onu; çizerdim dünyayı, dünya her tarafı yedi veren gülleri yedi renk açan en mevsimsiz çiçeklerin açtığı nakışlı oyalı özenli bir dünya ve korkardım kendi çizdiğim dünyaya dokunmaya, korkardım çiçeklerin yaprakların solmasından.


Deselerdi kim O ?
O derdim O işte yüreğinde deryaları taşıyıpta tek bir dünyalıya konuşamayan, o sınırsız sevgi deryasında yelken açıp giderken sevgisini utangaç kişiliğine gömen biri idi.


Ve O derdim ;
Beni sabahlara kadar kendisini düşünmek zorunda bırakan insafsız biri O konuşsa yüreğindeki allı tebessümlerde kaybolurdum, konuşsa yanmadan yıkılmadan söndürürdü beni derdim. Sigaram kadar tiryakisi olduğum içkim kadar başımı döndüren, görmediğim kadar özlediğim, özlediğim kadar dokunamadığım, dokunamadığım kadar ürkek...


Ve O derdim ;
Yaşayıpta yitirdiğim değil yaşamayıpta bilmek istediğim, konuşmasını beklediğim kızıl dudaklarına hasretlendiğim hasreti ile eridiğim, yanımda iken bile özlediğim gittiği yolu kıskandığım aydınlık günlerimi aradığım.


O derdim...

Kaybolmuş kayıplarda tutsak yüreğim !!!

Tutsak bir sevda benimkisi, biliyorum
Zincirlenmiş, prangalar vurulmuş
Sürgün bir sevda benimkisi, biliyorum
Yorulmuş, elden ele savrulmuş


Ben unutsam da,ellerim unutmadı saçlarında dolaşmayı, gözlerim unutmadı gözlerinde kaybolmayı

ve yüreğim;

senden her kaçışımda en büyük karanlıkları, en amansız korkuları ve en derin sessizlikleri bir çığlık gibi yarıp beni sana getiren yüreğim, seni asla unutmadı..




Yasak bir sevda benimkisi, biliyorum
Anadilim gibi, tarihim gibi
Yorgun bir sevda benimkisi, biliyorum
Dağlarım gibi, taranmış, hırpalanmış


Gel bahar gözlü tutsak sevdam, ovalarından kaçarak çıktığımız bahar kokulu memleketimize dağlarından koşarak inelim. Masum bir çocuğun duası, elleri nasırlı anaların umudu olsun sevdamız.

Ve şunu unutma sevdiğim, uğruna ölümlere gidip geldiğim;




Seni en çok ellerim bağlıyken sevdim
ve hüznüm tutsakken özledim.



Tutsak bu yürek seninle dolu
Sevgisiz öksüz bir çocuğun gözyaşı gibi
Çaresiz sensiz ama benimle
Ben sen olmuşum ben sendeyim

Yokluğunda var olmak zormuş sebebim
Sensiz bir çocuk gibi ağlar gözlerim
Çaresiz ayıplardan gel kurtar beni
Kaybolmuş kayıplarda tutsak yüreğim

SUS........

sevgimabedi1za5.png

sus çağırma gelemem, yıllar geçti birkere
İstesemde sevemem, keder doldu gönlüme
SUS.........
Ben maziyi unuttum,hatırlatma birdaha....
Aşkı gömdüm içime,sende sakla toprağa.
SUS.........
sus söyleme duymasın,acı verme kalbime.
çaresiz ağlamasın,yazık olur gönlüme.
SUS........

 
November 18

Bazen bir bakış..

Bazen bir bakış..
Bazen sadece bir kelime
bazense bir dokunuş..
Bazen de sadece bir resım duygularımıza tercuman olabiliyor..
-işte o resım-

Düş, var olan en gerçek şeydir.

 
 

Size 'öğretilen ve anlatılan dünyanın',
                                        anlatıldığı gibi olduğunu söyleyenler sadece anlatanlardır.........

(...)

birbirimize verecek ellerimiz var,
uzaklara götüreyim sizi, tutun elimden.

Önce bi bunu düşünün !!!

Karşımıza erken çıkmış insanları yolun dışına
sürerken;
bir gün geri dönüp, onları deliler gibi
arayacağımızı
hiç hesaba katıyor muyuz?
Hayat her zaman cömert davranmaz bize.
Tersine, çoğu kez zalimdir.
Her zaman aynı fırsatları sunmaz.
Toyluk zamanlarını ödetir.
Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların,
eskitmeden yıprattığımız dostlukların,
savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla
yapayalnız kalırız bir gün...
Ve bir akşam üstü yanımızda kimsecikler olmaz;
Ya da olması gerekenler yanımızdakiler değildir...

Bizi affet ey aşk…

''Biliyorum kırgınsın bize… Biz insanlar, seni kirlettikçe kirlettik. Seni şekilden şekile soktuk, iflah olmaz egolarımız sayesinde… Biliyormusun, artık adın cinsellikle eşanlamlı kullanılmaya başladı. Kendimizden utanabiliriz!

Eski fotoğraflarda kaldın artık, küf kokulu mekanlarda… Geçmişinle avutuyoruz kendimizi, kaybettiklerimize hüzünlenerek… Seni özlüyoruz. Gerçek olan ‘seni’ özlüyoruz! Bunca çirkinliğe rağmen, güzel kalman beklenemezdi. Bunca pisliğin içinde o temizlik çok görüldü sana…

Biliyormusun, ‘sadakat’ nedir, bilmez olduk. Şimdilerde çiçek çiçek geziyoruz. Modaymış öyle diyorlar. Alışkanlık yaptı nefislerimize… Sadık kalmak ‘out’ diyorlar, ihanet ‘in’… ‘in’ ve ‘out’lar arasında bir yaşam sürüyoruz. Bize sunulanlarla yaşıyoruz. Hoşumuza da gitmiyor değil…

Sana yalan diyorlar artık! Alaylı cümlelerin vazgeçilmezi olmuşsun.

Önceleri ‘karşılıksız’ değer verilirmiş sana… Menfaatsiz düşler kurulurmuş. Şimdi sen bir yana, selam alıp vermede dahi hesap yapar olduk biz insanlar…

Önceleri ‘yüce duygu’ diye başlanırdı seni anlatmalar, şimdi ayaklar altında geziyorsun, haramzade yurdunda…

Maneviyata dair eser yok artık buralarda, senide kendimize benzettik. Var iken sen ‘yok’ ettik! Kalplerde sen yerine şimdi kimler var? Bu dünya böyle işte, sana ‘Fransız’ bize yerli… Eski filmlerde olmasa hep unuttuk seni…

Arada bir esiyorsun aklımıza işte… Bizden iğreniyorsun değil mi? İğrenmekte haklısın. Eminim ki, bizi hiçbir zaman affetmeyeceksin. Bunca pisliğin içinde seni koruyabilirdik…

Gözbebeklerimiz ‘sen’ diye bakardı, şimdilerde hırsla bakıyor, madde hırsıyla…

Biz ‘biz’ olmaktan çıkıyoruz çünkü seni kaybetmişiz. Seni kaybetmek, kavgayı yitirmek, manayı terk etmek…

Seni çocuk saflığında hissedebilmeyi özledik…

Karanlıklarda yaşıyoruz artık, güneşe hasret yani sana hasret… Doğmanı bekliyoruz yeniden bu kalplere… Gel desek gelirmisin yeniden… En güzel destanları yazarız bıraktığımız yerden yine…

Bizi affet ey aşk…

Bizi affet!''

 

Ne var ki yarım her şey...

 

Ne var ki yarım her şey...

                            Hayat da yarım, sevdalar da...

                                                           Daha diyeti ödenmedi sevinçle­rin...

  ihanetlerin hesabı sorulamadı... Nazım'ın dediği gibi "kopardım portakalı dalın­dan/ Ama kabuğu soyulamadı/ Sevdalara do­yulamadı..."

"Doydum" diyen görmedim ki zaten ben...

Hiç doyulmaz ki zaten...

Lakin gel de zamana anlat bunu...

Sahi nedir bu telaş, bu kin? Sanki ölüye can yetiştireceksin..

 

* * *

 

Baktım ki ikinci yan kapıda... ve hayatın ceza sahası yakın...

Doldurdum bir kara kutuya 35 yılın hesabını. Acılar, sancılar bir çekmecede, sevdalar diğerinde... Bir yerde hüzünler ve korkular, bir üstte sevinçler ve zaferler... Kat kat, dizi dizi dizdim kullanılmış takvimlerimi...

Sabırla kapattım kutuyu, sevgiyle mühürledim ağzını...

İlk yarı bilançom o benim:

Yangında ilk kurtarılacak... kazada ilk açı­lacak...

Yarımlar tam olduğunda kara kutuyu açıp bakanlar teşhis, koyacaklar halime... "Çok mutlu olmuş, fazla yüksekten uçmuş zavallı" diyecekler, ya da "sebepsiz alçalmış... Bile bi­le vurmuş kendini dağlara..."

Fakat kara kutu ancak bir kısmını söyleye­cek hikayenin...

Kalanı benimle gelecek...

Dağların yamaçlarına savuracağım en mahrem hatıralarımı...

Reyhanlar saklayacak sırlarımı..

Skoru bir tek Ege'nin sulan bilecek... Deni­ze kavuşabilirse eğer içimdeki nehir... Hayat: 0... Ben: 1

 

BEN Mİ? EVET.

Ben mi? Evet...

bir gün çıkıp gideceğim kapıları,evleri,dergileri,hüzünler bırakarak...

bir çiçek merhaba diyecek...

hoş geldin diyecek dağ...

orman gülümseyecek...

anımsayışların,bekleyişlerin,ümitlerin ya da ümitsizliklerin

hırsların,yarışların,tasaların kalktığı yerde

tam anlatının kaldığı yerde başlayacak şiir...

hiç kimseye seslenmeyen,kendi kendine yeten sadece...

kendi mantığı;kendi güzelliği içinde tutarlı...

ama halkın yaşantısı girecektir oraya,çünkü yaşayan büyük

bir şeydir halk...

deniz ve ufuk girecek,karınca yuvaları,gökyüzü,kozalaklar

ve kopuk ve artık hasetsiz bir aşk...

yani sevişmek denizle,koşulsuz,önyargısız,hesapsız...

yani uzanmak ve düşünmek binlerce yıl..

doğan,ölen ve yaşayan şeyleri...

doğumu,ölümü ve yaşamayı

yani dingin ve büyük olan herşeyi anlatmak...

ben mi?evet .çıkıp  gideceğim bir gün...

tasasız,gözyaşsız,geride birşey bırakmadan ve birşey beklemeden ilerde...

sadece yağmur sularından pırıl pırıl bir yürek

artık kendi kendinin anlamı ve nedeni olan bir yürekle…

ÜZGÜNÜM SEVGİ !

 

Geçenlerde bir sevgi buldum yolda...
Aldım onu yerden yavaşça,
Çatlamıştı her yeri...
Tozlanmış... Yıpranmıştı.
Ellerimle dokundum yavaşça...
Ürkekçe içine çekildi birden
Gülümsedim... Sıcak ve içten,
Üstündeki tozları temizledim dikkatle
"Acaba?" dedim kendi kendime...
Acaba eski haline getirebilir miyim?
Dikkatlice çantama yerleştirdim,
Artık eve gitmeliydim...
Onu görmek, dinlemek...
Ona dokunmak istedim delicesine...
Eve gidip odama kapandığımda,
Oturdum önce çantamın başına.
Açmasam daha mı iyi olur acaba?
Ya... Ya daha da kırılırsa...
Ona dokunmamı istemezse
Ya da sevmezse beni!
Hayır, yine de görmeliyim.
Günlerce... Evet, günlerce dinledim Onu
Bir gece güldüm,
Bir gece ağladım yaşadıklarına.
Ve... Ondan sonraki her gece sadece ağladım.
Üzgünüm sevgi,
Yaranı kapatamayacağım kadar kırmışlar seni.
Üzgünüm sevgi,
Belki ölüm senin için olacakların en güzeli...
Üzgünüm sevgi,
Parça parça yaşatılamayacak kadar bütünselsin.
Ve, üzgünüm sevgi...
Çünkü sen,
Ya hep güzelsin doyana dek,
Ya da bir bilinmeyensin sonsuza dek...